Dünyadan bihaber olmayın :)

30 Ağustos 2013 Cuma

28 Nisan olayları

28 Nisan İstanbul'da 29 Nisan Ankarada öğrencilerin Demokrat Partiyi protesto ettikleri,40 civarında öğrencinin yaralandığı,olayla ilgisi olmayan Turan Emeksiz'in polis kurşunuyla öldüğü, kanlı perşembe diye de anılan gündür.28 Nisan 1960'ta meydana gelmiştir.
  Hürriyet Gazetesi
"ileride bu milletin "hürriyet"ine kastedecek bedbahtlar çıktığı takdirde, bu anıt ve üzerindeki yazılardan ibret alsınlar ve her senenin 28 nisan günü, ömürlerinin baharına doymamış, "hürriyet" şehitlerimizi, üniversitemiz önünde, hür ve mesut birer vatan evlâdı halinde şükranla anmak bize ve bizden sonra gelecek nesillere müyesser olsun."

Parça Yeni Türkü'ye ait.
Nazım Hikmetin 1960 yılında Turan Emeksiz için yazdığı şiiri: Beyazıt Meydanındaki Ölü
bir ölü yatıyor 
on dokuz yaşında bir delikanlı 
gündüzleri güneşte 
geceleri yıldızların altında 
istanbul'da, beyazıt meydanı'nda. 

bir ölü yatıyor 
ders kitabı bir elinde 
bir elinde başlamadan biten rüyası 
bin dokuz yüz altmış yılı nisanında 
istanbul'da, beyazıt meydanı'nda. 

bir ölü yatıyor 
vurdular 
kurşun yarası 
kızıl karanfil gibi açmış alnında 
istanbul'da, beyazıt meydanı'nda. 

bir ölü yatacak 
toprağa şıp şıp damlayacak kanı 
silahlı milletimin hürriyet türküleriyle gelip 
zaptedene kadar 
büyük meydanı.

15 Ağustos 2013 Perşembe

Oktay ustadan "Patatesli sucuklu pizza"

Malzemeler:
3 su bardağı un
yarım paket yaş maya
yarım çay bardağı zeytinyağı
tuz,ılık su
Sos için:
1 çorba kaşığı domates salçası
1 domates
1 diş sarımsak
1 tutam fesleğen
zeytinyağı
tuz
Üzeri için:
kaşar,haşlanmış patates,sucuk,mısır
Yapılışı: Öncelikle unu bir kaba alıyoruz,ortasını havuz yapıp diğer malzemelerimizi koyuyoruz.
Kulak memesi kıvamında bir hamur elde edene kadar ılık su koyuyoruz ve hamuru elde ediyoruz
Bir yandan sosu için malzemelerimiz karıştırıyoruz. Hamurdan 2 pizza çıkıyor,hamuru ikiye bölüp ince bir sekilde yayıyoruz.Üzerine sosumuzdan sürüp en son kaşarı, haşlanmış patateslerimizi,sucuk ve mısırlarımızı yayıyoruz ve fırında 15 dakika kaşarlar eriyene kadar pişiriyoruz.
Afiyet olsuuuuun :)

Orhan Babaaaaa


13 Ağustos 2013 Salı

Bugüüüün bayram erken kalkın çocuklaaar


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Dikkat paradoks var!

Zenon Paradoksları
Zenon İ.Ö.  5. yüzyılda yaşamış ve bugün üzerine pek az bildiğimiz Eski Yunanlı bir filozoftur. Zenon'un 4 tane paradoksu vardır ve hala günümüzde bu paradokslar tartışılmaktadır.
Aşil'le kaplumbağa
Zenon paradokslarının birinde çok hızlı koşmasıyla tanınan yarıtanrı Aşil'le kaplumbağayı yarıştırıyor.Kaplumbağa Aşil'den çok daha yavaş olduğundan Aşil'in önünde başlar yarışa.Zenon Aşil'in kaplumbağayı hiçbir zaman yakalayamacağını söylemektedir.Gerçekten de Aşil'in kaplumbağayı yakalayabilmesi için önce kaplumbağanın yarışa başladığı yere gelmesi gerekir. Aşil oraya geldiğinde belli bir zaman geçer ve kaplumbağa da bu süre içinde ilerlemiştir.Aşil kaplumbağayı tekrar yakaladığında kaplumbağa tekrar ilerlemiş olacaktır ve bu böyle sürer gider ve Aşil kaplumbağaya hiç bir zaman yetişemez.
İkiye Bölünme
Zenon bu paradoksunda Aşil'in kaplumbağayı yakalaması bir yana hiç haraket edemeyeceğini söylüyor. Aşil'in yolu gidebilmesi için önce o yolun yarısını gitmeli,ancak o yolun yarısını gidebilmesi için o yolun da yarısını da gitmeli. Bu böyle sürer gider ve Aşil hiçbir zaman hareket edemez.

Ah O Eski Bayramlar

Ah nerde o eski bayramlar diye başlayan bir yazı yazabilecek yaşa gelmeyi epey bekledim. Sanıyorum artık vaktidir. Yaşım müsait. Dedemlerden "rahmetli" diye söz ediyorum nicedir, anneannem "Allahım elden ayaktan düşürmeden al yanına" duasında...

bayram
Her bayramı bir arada "bayram gibi" kutlayan o koca aile, telefonda bayramlaşıyor kaç zamandır...
"Modernleştikçe" uzaklaştık çokları gibi biz de... Tek sobanın etrafına kümelenip sohbet etmeler bitti. Kaloriferle ısı odalara yayılınca, sohbetlerin keyfi de dağılıp gitti. Yer sofrasından masaya terfi edilince tadı kaçtı yemeklerin... Telefonda "görüşür olduk, "görüş" mesafesinin dışından...
Eski bayramlar, "tatil" oldu.
* * *
Herkesin bayram imgeleri vardır.
Benimki taş zeminde sabun kokusudur uyanınca burnuma çalan... Bir de coşkulu fasıl sesi, kallavi ahşap radyodan yayılan...
Sabah namazıdır, babamın dizi dibinde, dizimde ağrılarla "kılar gibi yaptığım..."
Bayram harçlığıdır, annemin elinden kaptığım...
Kapıda ramazan davulcusudur; bakkalda Arap kızı sakızı, sokakta lak­lak ve çatapat... Bilyede "müselles", "lik"te tumba... Tozlu tarlada tek kale maçtır, "Oğlum daha yeni almadık mı pabuçlarını!" nakaratı eşliğinde oynanan...
Badem şekeridir bayram; kolalı beyaz mendil ve yandan ayrılmış saçta bir avuç kolonya kokusu...
Büyük Sinema'da "Taşa Saplanan Kılıç "tır, bir türlü çıkarılamayan... Ya da televizyonda
"Bizim Sokak"ın siyah-beyaz dedesi, oyuncak yapan...
Kevser anneannemin bahçesinde silkelenen duttur, Ülkü'yle büyüğünü kapmak için didiştiğim... Abduş dayımla uçurtma uçurmaktır, Mustafa dayımdan para aşırmak... Gülsüm teyzemle eğlenip, Perihan teyzemle dertleşmektir.
Öğleyin önce un serpilip yoğrulan, sonra oklavayla açılan hamurun, tencere kapağı marifetiyle yarım aydan çiğ böreklere dönüşmesini merakla izlemek ve içine gizlice konan bakır 5 kuruşa ulaşma umuduyla özenle çiğnemektir.
Rahmetli Nuri dedemin kucağında "Mebus olursun inşallah" duasıdır, mebusun ne olduğunu bilmeden dinlediğim...
Taşlık sofada yer minderidir, ipten salıncakla inatçı bir sinek vızıltısı eşliğinde deliksiz öğle uykusu...
Sonra baba tarafında, Adil Bey'le Saniye Hanım'ın evinde, "ikinci devre..."
Bu kez halaların, amcaların kucağında bayram keyfi... Handan haladan şiirler, Sevim haladan ninniler, Fethiye haladan türküler... Kamil amcadan, Aydın amcadan hediyeler... Melih' le, Ateş' le, Atilla'yla, Necati Cumalı'nın deyişiyle "pembe yüzlü çocuklar"dık bayramlarda, "öyle pembe ki burun delikleri yavru tavşanlar gibi..."
* * *
Bu sabah, o eski bayramların kokusu geliyor burnuma, tütüyor burnumda...
Yaşlanıyorum galiba...
O bakırdan 5 kuruşun peşinde değilim...
Mendiller kolalanmasa da olur, saçlar kolonyalanmasa da...
Lakin sevgiler ertelenirse olmaz... Sevmenin değer vermek, kıymet bilmek, hatır sormak, yardıma koşmak, kapı çalmak, dua almak olduğunu anladım. En çok ondan özlüyorum geniş aile sofralarını...
Ölen eski bayramlar değil aslında; eski duyarlılıklar...
Onları yaşatabilsek, bayramlar da yaşar.
Bu sabah, elinden tutup oğlumu, yukarıdaki listedeki herkesi gezdirmek istiyorum.
Bir kısmı için çok geç kaldım.
Geç kalmadıklarımla bari doyasıya bayramlaşayım.
Siz de öyle yapın: sevdayı, vefayı başka bayrama ertelemeyin.
Can Dündar

İki dirhem bir çekirdek!

Giyim kuşamına özen göstermiş şık ve süslü kıyafetleriyle dikkat çeken insanlar hakkında sık sık ”iki dirhem bir çekirdek” sözü kullanılır. Bu yakıştırma ağırlık ölçüsü olarak okkanın kullanıldığı eski devirlerden kalmadır.Belki biliyorsunuz bir okka bugünkü ölçülerle 1283 gram tutar.Okkanın dört yüzde birine dirhem adı verilir (Şimdiki gram ile aynı birim olduğunu sanarak gram diyecek yerde dirhem denilmesi hatalıdır.). Dirhem daha ziyade hassas teraziler için kullanılan bir ölçüdür.Ancak sarraflar dirhemden daha hassas ölçümler için bir ağırlık birimi daha kullanırlar. Buna çekirdek denir ki toplam 5 santigram karşılığıdır.


Eski devirlerin en kıymetli parası olan bir Osmanlı altını toplam iki dirhem bir çekirdek ağırlığa sahiptir. Bu durumda süslenmiş kimselere iki dirhem bir çekirdek yakıştırmasında bulunanlar mecaz yoluyla onlara altın demiş olurlar ki bizce pek zarif bir nüktedir.